01

Маленькие женщины. Глава 12

Упрощённая версия известной книги.

Küçük kadınlar. 12 bölüm.


Laurie hamağına uzanmış tembellik ediyordu. Bir yanda da genç komşularının ne yaptığını düşünüyordu. O gün derse gitmemişti. Dostlarının uzak bir yolculuğa gider gibi çıktıklarını gördü. Nereye gittiklerini çok merak etti.

Ellerinde sopalar, sırtlarında çantalar, başlarında geniş kenarlı şapkaları vardı. Ayrıca Amy'de bir resim kutusu, Jo'dabir kitap ve Meg'in elinde de bir yastık bulunuyordu. Bahçeden çıkıp, tepeye doğru yürümeye başladılar.

Laurie, "Garip bir durum! Piknik yapacaklar ve beni çağırmamışlar... Kayığa mı gidiyorlar acaba? Ama kayığı kullanamazlar, çünkü kayıkhanenin anahtarı bende. Onlara götürmeliyi" diye düşündü.

Kestirme yolan kayıkhanenin olduğu bölgeye gidip, onları bekledi. Ama kimse gelmedi. Ne yaptıklarını görmek için da tepeye tırmandı. Çalılıkların arasından bakınca, bir yağlı boya tablo gördüğünü düşündü. Gerçekten de güzel manzaraydı. Kızlar bir ağacın gölgesine oturmuşlardı.

Beth, çam kozalaklarıyla oynuyor ve hâlinden çok memnun görünüyordu. Amy her zamanki gibi kendini resim yapmaya kaptırmıştı. Bir demet çiçeğin resmini yapıyordu. Jo ise yüksek sesle kitap okuyordu. Bu sırada bir sincap, çam ağacının tepesinden birden önüne atlayıverdi. Bu sırada Beth, dalların arasından Laurie'yi fark etti. Gülümseyerek el salladı.

Laurie:

- Gelebilir miyim? Lütfen, diye seslendi.

Meg, kaşlarını kaldırdı, ama Jo hiç beklemeden:

- Elbette gelebilirsin, dedi. Kızlara mahsus işlerle ilgilenmeyeceğini düşüüp seni davet etmedik.

- Sizin bütün işlerinizi severim, ama Meg istemezse hemen giderim.

Meg:

- Bizimle oturmana bir diyeceğim yok. Ancak boş durmamak şartıyla! Senin de bir şeyler yapman gerekecek. Annem mümkün olduğunca temiz havadan faydalanmamızı istiyor. Biz de işlrimizle buraya geliyoruz. Oyun olsun diye işlerimizi bu çantayla getirip, eski şapkalar e ellerimizde sopalarla eski zaman insan gibi oluyoruz.

Laurie oturup uaklara baktı. Nehrin arkasında tarlalar, daha ileride büyük bir şehrin sınırları görünüyordu. Güneş alçalıyor, sonbaharın güzelliği ufku kaplıyordu.

Laurie:

- Ne kadar güzel! dedi.

Jo:

- Burada hem iş yapıyor hem de hayal kuruyoruz! diye açıkladı.

Laurie:

- Hayalleini bilmek isterdim, dedi.

Jo:

- Ben kendi hayallerimi anlatırım, ama sen de kendininkileri söylemelisin, olur mu? diye sordu.

Laurie:

- Tabii ki olur, önce ben başlıyorum. Hoşuma giden birçok ülke görüp gezdikten sonra Almanya'nın bir kentine yerleşeceğim ve kendimi müziğe adayacağım. Gelecekte ünlü bir müzisyen olacağım ve dünyanın dört bir tarafından beni dinlemek için gelecekler. Peki senin hayalin nedir, Meg?

Meg, biraz utand, sonra alçak bir sesle:

- İçerisi harika şeylerle dolu güzel bir evim olsun isterdim, diye başladı sözlerine. Zarif elbiseler, şık mobilyalar, cana yakın arkadaşlar ve bol para olmalı. Evin idaresi ben olacak ve kendime göre düzene koyacağım. Hizmetçilere talimatlar vereceğim. İşte o zaman çok mutlu olacağım!

Laurie, Jo'ya döndü:

- Jo, ya seninki?

- Bir ahırım olacak, içi İngiliz atlarıyla dolu olmalı. Odalarımın kitaplardan duvarları olacak, ben de sihirli mürekkep kitaplar yazacağım. Eserlerim, en az Laurie'nin müziği kadar tanınmış olacak. Ebediyen hatırlanacak eserler yazacağım, zengin ve ünlü olacağım.

Beth, kararlı bir tavırla:

- Evde annem ve babamla kalacağım. Evdekilerle mutlu bir hayat yaşayacağım, dedi.

Laurie, meraklı bir yüzle:

- Başka bir dileğin yok mu? diye sordu.

- Küçük piyanoya sahip olduğumdan beri başka bir isteğim kalmadı. İstediğim tek şey, hep bir arada mutlu olmak.

Amy ise:

- Ben birçok hayal kuruyorum. En beğendiğim büyük bir ressam olmak. Roma'ya gidip, muhteşem tablolar yapmak istiyorum. Dünyanın en iyi ressamı olacağım, dedi.

Jo, üç saatten beri tavan arasındaydı. Harıl harıl yazıyordu. Kâğıtlar önündeki sandığın üzerine yayılmıştı. Son kâğıt da bitince haykırdı:

- İşte sonunda bitti! Elimden geleni yaptım. Eğer olmamışsa, daha iyisi için biraz beklemeliyim.

Kanepenin üzerine uzanıp, yazdıklarını bir defa daha okudu. Birtaım düzeltmeler yaptı. Sonra onları bir tomar yapıp kırmızı kurdeleyle bağladı. Ceketini ve şapkasını alıp arka kapıdn çıktı. Trene binip şehre gitti. Trenen iner inmez hızlı hızlı yürüdü. Çok işlek bir caddeye geldi ve güçlükle bir kapı nuarası aramaya koyuldu. En sonunda bir kapıdan içeri girdi. O anda birden Laurie ile karşılaştı. Aynı binada bir de dişçi vardı. Laurie, Jo'nun dişçi geldiğini sanarak dışarıda bekledi. On dakika sonra genç kız koşarak merdivenlerdn iniyordu. Yüzü kızarmıştı. Delikanlıyı görnce şüpheyle baktı. Hafif bir baş işaretiyle selamlayıp, devam etti. Ama Laurie, onun peşinden gitti. Endişeli bir ifadeyle:

- Çok mu acı çektin? dedi.

Pek fazla değil.

- Çabucak bitti galiba!

- Evet, neyse ki...

- Neden yalnız geldin ki?

- Kmsenin bilmesini istemedim.

- Sen tanıdığım kızlar arasında tuhaflık şampiyonusun... Kaç tanesini çektiler?

Jo, delikanlıya şaşkınlıkla baktı. Sonra da kahkahalarla gülmeye başladı.

- İki taesi var ki, onların çıktığını görmek isterdim. Ama bunun için iki haftam var.

- Neden gülüyorsun?

- Siz beyefendi, bu bilardo salonunda ne yapıyorsunuz?

- Affedersiniz hanımefendi, ama orası bilardo salonu değil bir spor okuludur. Eskrim dersi almaya gelmiştim. Hem bilardonun kimseye bir zararı olmaz. Genç bir adamın zaman zaman böyle zralsız eğlencelere katılması son derece doğru değil mi?

- Aslnda bu, eğlencenin nerede ve nasıl yapıldığına bağlı. Bazı gençler kendilerini azlaca eğlenceye kaptırıp, görevlerini ve amaçlarını unutur. Paralarını da israf etmiş olurlar.

Laurie, biraz kırılmış gibi:

- Gerçekten böyle mi düşünüyorsun? dedi.

- Evet, kesinlikle. Annem de bu tür oyunlara düşkün olanlardan hoşlanmaz. Eğer sen de onlara benzersen, görüşmemize izin vermeyecektir.

Benim böyle oyunlara hiçbir ilgim ok ve olamaz da. Ama bazen ben de oyunlar oynarım. O kadarını sizler de yapmıyor musunuz?

- Elbette, bundan dolayı bizi kmse ayıplayamaz. Ama zamanını ve paranı israf etme. Aksi hâlde bizimle birlikte katıldığın eğlencelerden mahrum kalırsın.

- Benim için üzülüyor musun?

- Zaman zaman... Çok inatçi bir kişiliğin var. Eğer yanlış bir yola girersen, seni durdurmak çok güç olur.

Bir süre konuşmadan yürümeye devam ettiler. Laurie'nin bu sohbetten pek hoşnut kalmadığı anlaşılıyordu. Jo, bu yüzden bu kadar açık konuştuğuna pişman oldu.

Laurie sonunda konuştu:

- Yol boyunca azarlanacaksam, belki de trene binmeliyim, dedi. Ama seninle yürümek ve ilgi çekici konulardan konuşmak isterdim.

- Tamam, ama söyleyeceklerim bir sır olarak kalmalı.

- Bu. önemli bir sır mı?

- Bunun çnemine sen karar ver. Ama kimseye anlatmaya ve benimle alay etmemeye söz vermelisin.

- Söz, tabii ki...

- Bir gazeteciye iki hikâyemi bıraktım. Gazetesine yayınlayıp yayınlamayaağını iki hafta içinde bana bildirecek.

- Alkışlar senin için, ünlü Amerikalı yazar Josephine March!

Laurie alkışladıktan hemen sonra coşkuyla şapkasını havaya fırlattı.

- Yavaş biraz! Belki de yayınlamayacaklar...

- Bu olanaksız, senin yazıların günümüzdeki brçok yazardan daha iyi.

Bir zaman dah yürüdükten sonra Laurie:

- Yokuşun aşağına kadar yarışa var mısın? diye sordu.

Etrafta kimseler yoktu. Yol aşağıya doğru hafif eğimliydi. Jo, şapkasını ve tokalarının düşürebileceğini umursamadan, kendini aşağıya doğru bırakıp çılgınca koşmaya başladı. Hedefe ilk varan Laurie'ydi. Jo'nun saçları darmadağın, yüzü kıpkırmızıydı. Ama etrafına mutluluk saçıyordu.

Laurie, Jo'nun koşarken düşürdüklerini toplamak için geri döndü. O sırada Meg'i gördü. Jo'yu perişan bir hâlde görünce:

- Ne oluyor, bu hâlin ne? diye sordu.

Jo sakin bir sesle:

- Yaprak arıyorum, dedi.

- Jo, koca kız oldun, hâlâ koşmaktan vazgeçmedin. Bu huyları ne zaman bırakacaksın?

- İyice yaşlanana kadar asla vazgeçmem! Beni şimdiden ihtiyar bir kadın kalıbına sokamazsın, Meg!

Bir hafta sora Meg, pencerenin önünde dikiş dikiyordu. Bir ara Laurie'nin Jo'yu kovalayıp, elma ağacının altında yakaladığını gördü. Sonra tam olarak ne olduğunu göremedi, ama neşeli bağrışmaları duyuyordu.

- Bu kızla ne yapacağız, bilmiyorum, iye söylendi. Hiç de kibarca davranmıyor.

Biraz sonra Jo, koşarak içeri girdi. Divana uzanıp elindeki gazeteyi okumaya başladı.

Meg:

- Bu gazetede çok ilgi çekici bir şey olduğunu düşünmeye başladım, ne dersin Jo? diye sordu.

- Sadece bir hikâye, o kadar önemli değil.

Amy ciddi bir tavırla:

- Yüsek sesle okusan çok iyi olur, biz de duymuş oluruz, dedi.

Beth de:

- Bu hikâyenin adı nedir? diye sordu.

Jo:

- Yarışan ressamlar, diye yanıt verdi.

Meg:

- Güzele benziyor, yüksek sesle oku, dedi.

Jo sesini ayarlayarak okumaya başladı. Kızlar zevkle dinliyorlardı. Bitiiğinde Amy:

Güzel bir tabloyu andıran her şey benim hoşuma gider, dedi.

Meg gözününyaşını silerek:

- Ben aşk hikâyelerini severim, diye katıldı söze. Garip değil mi? Bu öyküdeki karakterlerin isimleri bizim sevdiğimiz ve bildiğimiz isimler.

Beth:

- Bu hikâyenin yazarı kim? diye sordu.

Jo:

- Kardeşiniz! dedi.

Meg:

- Jo, bu harika! diye bağırdı. Seninle gurur duyuyoruz!

Beth, Jo'nun boynuna sarılarak:

- Çok sevindim! dedi.

Hannah, gözlerini meniliyle silerek:

- Şu anda babanız burada olmalıydı! diye lafa katıldı.

Bayan March, Jo'yu yanaklarından öperek:

- Bir gün aşaracağını biliyordum! dedi. Ama başarıyı hikâye türünde değil de tiyatro oyununda yakalayacağını düşünmüştüm...


02

Минута Отдыха

Обучение должно быть легким и приятным, чему в наилучшей степени способствует современная турецкая музыка.

Merve Özbey - Kararsın Dünyam

Bir sabah yağmurla ıslandığın gün,
Yüzüme bakmaya utanacaksın.
Bende bıraktığın hatıraları,
Ömrünce ah çekip ağlayacaksın.

Kimseler görmeden güzelliğini,
Benimle mahşerde yaşlanacaksın.
İçimde son kalan mutsuzluğun.
Bana katlanmaya alışacaksın.

Sanma ki dünyama güneş doğacak.
Sen yoksan bir daha gün doğmayacak.

Kararsın dünyam, yıkılsın dağlar.
Artık kendimden başka dostum yok.
Sen demez miydin "erkek ağlamaz"?
Bak, sırılsıklam oldum, şansım yok.

Kararsın dünyam, yıkılsın dağlar.
Artık kendimden başka dostum yok.
Sen demez miydin "erkek ağlamaz"?
Bak, sırılsıklam oldum, şansım yok.
(Kararsın dünyam...)

03

Словарный Запас

Некоторый набор слов для расширения турецкого лексикона.

уровень - seviye
урод - çatlak
уродиться - doğmak
уродовать - şeklini bozmak
уродство - çirkinlik
урожай - hasat
уроженец - yerli
урок - ders
уролог - ürolog
урон - hasar
уронить - damla
урочище - yol
урчать - mırlamak
усадить - koltuk




ReadyMaker - школа турецкого языка

Уроки с упражнениями для базового уровня подготовки.

Теоретические знания в сочетании с практической тренировкой для закрепления знаний.

Экзамен и электронный сертификат, подтверждающий успешное окончание курса.

ReadyMaker - ключ к Турции



Внимание! Онлайн практикум по турецкому языку

CTTL (Complex Test Turkish Language) - комплексный онлайн тест и набор практических материалов по турецкому языку. Материалы доступны в режиме обучения (можно увидеть ответы) и в режиме экзамена (ведется оценка).

Материалы практикума разбиты на популярные темы разговоров, охватывающие различные аспекты повседневной жизни, и сгруппированы по принципу "от простого к сложному", позволяющему заниматься людям разного уровня подготовки: от начального до свободного.

Доступны тестирование и сертификация как по отдельным темам практикума, так и для полной проверки знаний турецкого языка.

CTTLpracticum - онлайн практикум по турецкому языку

 

 

Поделитьcя в соц. сетях: